Yayınevi Emekçileri Haklarını Arıyor!

yek-calistay-400x400Yayınevi Emekçileri Kolektifi (YEK) ve Çevirmenler Meslek Birliği (ÇevBir) 28 Eylül 2014/Pazar günü ortak bir çalıştay düzenliyor. Yayınevlerinde çalışanlara ve yayınevlerine dışarıdan iş yapanlara verilen unvanların ne anlama geldiğinin belirlenmesi ve yapılan her iş için ayrı bir sözleşme oluşturulması gerekliliğiyle yola çıkılan bu çalıştayda, yayınevlerinde/yayınevlerine çalışanların güvenceli çalışması için bir alan açılmasını hedefliyoruz.

28 Eylül’de gerçekleştirilecek olan çalıştayda, aylardır düzenlenen komisyon çalışmalarının bir sunumu yapılacak. Bu sunumlardan yola çıkarak yayınevi emekçilerinin haklarına dair tartışmalar gerçekleştireceğiz.

Fazla mesai, iş tanımlarının belirsizliği, telif hakkı, alınamayan ödemeler, staj ve güvencesiz çalıştırılma gibi türlü hak/hukuk ihlaline karşı bir araya geliyoruz.

Tüm yayınevi emekçilerini bekliyoruz.

Program:
10:30 – 11:00 Sabah Kahvesi – Tanışma
11:00 – 12:30 İlk oturum / Mesleki Tanımlar
12:30 – 13:00 Öğle Arası
13:00 – 15:00 İkinci Oturum / Sözleşmeler, İş Güvencesi, Ücretler
15:00 – 15:15 Çay/Kahve Arası
15:15 – 17:00 Üçüncü Oturum / Genele açık tartışma, forum ve sonuç bildirgesi hazırlığı

Tarih:
28 Eylül 2014 Pazar – Saat: 10:30

Yer:
Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Toplantı Salonu
Kemankeş Mah., Kemankeş Cad. No:31 Karaköy/Beyoğlu 34425 İstanbul

Etkinlik sayfası: https://www.facebook.com/events/1536367843243788/
yek-calistay-720x90

Remzi Kitabevi’ni Boykot Et!

Basına ve Kamuoyuna,

Remzi Kitabevi’nin İzmir Agora şubesinde çalışan, sendikaya üye olduğu gerekçesiyle işten çıkarılan iki arkadaşımızın, Ahmet Öğrük ve Talip Öztürk’ün yanındayız!

Mağaza çalışanlarının çalışma koşullarının kötülüğü herkesin malumu. Mağaza çalışanları, işveren karşısında yalnız kalıyor. Yaptıkları iş geçici olarak görülüyor ve işten sayılmıyor. Bu yüzden de emek sömürüsünün en ağır biçimine rahatlıkla tabi kılınıyor. Ancak işverenin dayattığı yoğun mesailerden nefes alacak bir alan yaratmak her ne kadar zor olsa da, mağaza çalışanları da bu emek sömürüsüne karşı örgütlenmeye ve birlikte hareket etmeye başladı. Çalışanların bir araya gelerek temel haklarını talep etmesinin işvereni ne kadar rahatsız ettiğine dair son örneği Remzi Kitabevi’nde görüyoruz.

Bir süredir Remzi Kitabevi’nde çalışanlar, işveren tarafından mesailerinin silinmesine karşı çıkmış ve silinen mesai saatlerini geri almışlardır. Ancak bundan bir gün sonra, İzmir Agora şubesinde iki çalışanın sendika çalışması yapmak gerekçesiyle işine son verilmiştir.

İşçilerin birlikte hareket etmesi Remzi Kitabevi tarafından cezalandırılmıştır. Oysa işverenin sendika çalışması dolayısıyla işçi çıkarması yasaya aykırıdır. Remzi Kitabevi suç işlemektedir ve işçilerin haklarını geri alması kaçınılmazdır. Bu saldırı birlikte hareket etmek isteyen tüm işçilere yapılmıştır. Yayınevi çalışanları da bu sömürüden ve benzer cezalandırmalardan azade değildir. Bizim için Remzi Kitabevi çalışanlarının haklarını savunmak ve işvereni teşhir etmek, örgütlenme haklarımız başta olmak üzere kendi haklarımızı savunmak anlamına gelmektedir.

Remzi Kitabevi’nin diğer şubelerinde çalışan, çalışma koşullarını düzeltmek adına harekete geçen, fazla mesailerinin ve yemek ücretlerinin ödenmesini isteyen, temel hak olan örgütlenme ve sendikalaşma gerekçesiyle işten çıkarılan, işten çıkarılma tehdidi altında olan emekçiler yalnız değildir.

Remzi Kitabevi’ni protesto etmeye çağırıyoruz.

Yayınevi Emekçileri Kolektifi

Kitabevi Emekçisi Mülkiye (Zeyno) Demir Kılınç’la Söyleştik

YEK: İlk Mezopotamya Kültür Merkezi’nde mi kitap emekçisi olarak çalışmaya başladın?
ZEYNO: Evet, 2008’de orada kitap satış sorumlusu olarak çalışmaya başladım, bunun yanı sıra MKM’nin kafesindeki işlerden de ben sorumluydum. Çünkü hem kafe hem kütüphaneydi. Buraya gelen insanların çoğuyla dolayısıyla ben ilgileniyordum. İnsanlar genellikle kitap, gazete, dergi almaya gelirlerdi; kafede oturup çay içmek için gelen nadirdi.

YEK: Peki, MKM’de ne tür kitaplar vardı?
ZEYNO: MKM Kürt kültürü ve sanatı üzerine çalışmalar yapan bir kurum. Tiyatro, müzik, dans, sinema hatta zaman zaman dil üzerine eğitimlerin de olduğu bir yer. Kitaplara gelince, bu türler üzerinden kitaplarımız vardı; yani aslında şu an İstiklal’deki herhangi bir kitabevinde bulabileceğiniz türden kitaplar bunlar. Felsefeden edebiyata, tarihten tutun şiir kitaplarına, Kürtçe dilbilgisi kitaplarından Zazacaya kadar çok çeşitli çok zengin bir kütüphanemiz vardı. Hemen hemen yayınevlerinin hepsiyle çalışıyordum. Kültür merkezine yerli, yabancı çok çeşitli insanlar geliyordu; bu nedenle Kürtçe, Türkçe, İngilizce, Almanca gibi faklı dillerden kitaplar vardı.
Okumaya devam et

Kitabevi(emekçisi)ne Dokunma!

Kentsel dönüşüm öncelikle insanların karşılaşmalar yaşayabileceği kültürel alanların tahribiyle başlıyor . Özellikle Galata Pera bölgesindeki yoğun dönüşüm hepimize, o yoğun çalışma saatlerimizin ardından ya da boş zamanlarımızı değerlendirmek için geçtiğimiz sokakların sadece bir tüketim merkezi olarak işlev gördüğünü göstermekte. Kültürel alanlar şehir merkezinin dışına doğru sürülürken büyük bir AVM’leşme hezeyanı şehrin tam merkezinde yaşanıyor. Kentsel dönüşümle gelen değişim açıkça, insanların şehir merkezlerindeki yaşam alanlarının dört bir yanını lüks otellerle çevirerek; gezmeyi, tüketmekle, alışveriş yapmakla sınırlayarak rantsal dönüşüme hizmet ediyor. İnsanları kent merkezlerinden dışlayıp “gidin başka yerde yaşayın, gerekirse toplu taşıma araçlarıyla gelirsiniz”i buyuruyor. Kentsel dönüşümle yalnızca binaların dış görünüşleri değişmiyor; ekonomik, kültürel ilişkilerle birlikte bütün bir alanın yaşam tarzı değiştiriliyor. İstiklal Caddesi üzerinde eskiden sayısı otuzu bulan, şimdilerde tek tük kalan kitabevleri de, tıpkı sinema, tiyatro ve diğer tarihi mekânlar gibi kepenklerini indirmek üzere.
Okumaya devam et

Korsanları Tanıyoruz, Peki Kaçakçılar Kim?

Yayıncılık Sektörünün Dillendirmediği Gerçek: Kaçak Yayın

Yayıncılık sektöründe genel bir kabul var: Korsan kitap çoğaltmak ve satmak yani korsan yayıncılık adi, etik dışı bir suçtur. Suç olması yasalara dayanır, adiliği ve etik dışılığı ise kitap üretiminde yer alan hak ve emek sahiplerinin emeklerinin çalınmasına. YAYFED gibi meslek birliklerinin ve diğer alan örgütlenmelerinin korsan yayıncılığa karşı son yıllarda yürüttükleri mücadele ve bilinçlendirme kampanyalarında döne döne vurguladıkları temel gerçek şudur: Korsan yayıncılık emek hırsızlığıdır!

Peki ya kaçak yayın? İlginçtir, emek hırsızlığının bir diğer türünü tarif eden ve yayıncılık sektörünü en az korsan yayıncılık kadar ilgilendiren bu kavram çoğumuza yabancı. YAYBİR’in sitesinde yer alan tanım şöyle: “Kaçak yayın: Bir yayınevinin, aralarında bir sözleşme bulunan çevirmenden, yazardan veya eserin malî hak sahibinden izinsiz olarak bir eseri çoğaltmasına verilen isimdir. 3.000 adet basılacağı söylenen bir kitabın 10.000 adet basılması bu suça örnektir. Burada ‘Özel Hukuk’ alanında sözleşme taraflarından birinin diğeri aleyhine sözleşme hükümlerini ihlal etmesi söz konusudur. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda hak sahibinin şahsî takibini gerektiren ihlaller kapsamında ele alınmıştır.”
Okumaya devam et

YAYINEVİ EMEKÇİLERİ KOLEKTİFİ MESLEK TANIMLARI ÇALIŞMASI

Yayınevlerinde iş tanımlarının belirgin olmaması nedeniyle bir yayınevinde editör olan bir emekçi, başka bir yayınevinde son okumacı ya da redaktör olabilmektedir. Varolan bu karmaşanın yayınevi emekçilerinin hem iş yükünü artırması hem de hak gasplarına yol açması sebebiyle YEK, kitap üretim sürecinin iş tanımlarını oluşturmak için bir çalışma gerçekleştirdi. Bu çalışmanın amacı, varolan işlerin sınırını belirlemektir. Yani editörle redaktör, redaktörle son okumacı yaptığı işler ekseninde ayrıştırılmaya çalışılmıştır. Örneğin çeviri bir metinde son okuma işini yapan birine kitabın orijinalini verip “Çeviriyi kontrol et,” denildiğinde, bu işin “redaksiyon” adı altında ayrı bir kalemde değerlendirilmesi ve dolayısıyla farklı bir ücret politikasının belirlenmesi gerektiği belirtilmektedir.

YEK’in oluşturduğu bu tanımlar, bitmiş tartışmalar olmayıp bu alanda üreten tüm emekçilerin katkısıyla daha da zenginleşecektir. Oluşturduğumuz tanımları aşağıda bulabilir, katkı sağlamak için yekolektifi@gmail.com adresine mail atabilirsiniz.
Okumaya devam et

OFİS İŞİ KADIN İŞİ; EDİTÖRLÜK KİMİN İŞİ?

Boston Women Office Workers’ Organization’ın  (Boston Ofis Çalışanı Kadınlar Örgütü) ortaya attığı fikirle oluşan bir proje sonucunda ortaya çıkan kitap (Not Servants, Not Machines: Office Workers Speak Out),  kadınların büro işlerinde çalışırken çektiği sıkıntıları ve bu sıkıntılardan doğan örgütlenme süreçlerini söyleşi ve vakalar üzerinden anlatıyor. Biz de YEK olarak, yayıncılık işletmeleriyle ilgili olan bir bölümü yayınlıyoruz. Bugüne baktığımızda aslında Türkiye’deki yayıncılığı da çok iyi anlatan bu söyleşiler, Amerika’da oluşan örgütlenmenin başlangıcı niteliğinde. Daha önce de söylemiştik, bıkmadan tekrar ediyoruz: Kadınlar Artık “İdare” Etmeyecekler, Dünyayı Yerinden Oynatacaklar!
Okumaya devam et

Yayınevi Emekçileri İçin Nasıl Bir Sözleşme?

Yayınevi Emekçileri Kolektifi olarak bir araya geldiğimiz ilk günlerden beri en temel hedeflerimizden biri, yayınevlerinde hem kadrolu hem dışarıdan çalışan tüm emekçilerin yararlanabilecekleri sözleşme örnekleri hazırlayabilmekti. Bu sözleşmeleri tartışırken önümüze koyduğumuz temel noktalar ise tüm emekçilerin yaptıkları işlerin gerektiği gibi tanımlandığı, yapılan tanım uyarınca asgari bir ücretin belirlendiği, eğer varsa eser üzerindeki fikri mülkiyetin korunduğu ve emekçinin sosyal hakların güvence altına alındığı bir sözleşme olması gerektiği idi.

Kolektif içerisinde konuyu komisyonlaşarak çalıştık. Oluşturduğumuz komisyon ilk tartışmaları yürütürken ulaştığı sonuçları kolektifin tartışmasına açtı. Yazdığımız bu metinle birlikte şimdiye kadar toplantılarımıza katılanlarla yürüttüğümüz tartışmalarımızı en geniş yayınevi emekçisi kitlesine açıp konunun olgunlaşmasını ve mücadele taleplerimizin netleşmesini hedefliyoruz.
Okumaya devam et

Kim Bu Kadınlar? -Biz Korkmayız Erkten Tüfekten!

Daha önce de demiştik, kadın olduğumuz için farklı muameleye maruz bırakılmadığımız kurtarılmış bir bölge yok. Bizler görünmek için, kabul edilmek için hep mücadele etmek zorundayız. Yayın sektöründe de durum bundan farklı değil, hatta erk’in olmadığı alanlarmış gibi davranıldığından erkek egemen zihniyetle mücadele etmek daha zor. Peki yayınevlerinde çalışan, dünyayı ve yayıncılık sektörünü yerinden oynatacak olan bu kadınlar kim? Neler yaşıyor, nasıl mücadele ediyorlar? YEK’ten kadınlar sordu, sektördeki kadınlar cevapladı.

YEK’in Kadınlar Artık “İdare” Etmeyecekler, Dünyayı Yerinden Oynatacaklar yazısı için: https://yekolektifi.wordpress.com/2014/03/01/kadinlar-artik-idare-etmeyecekler-dunyayi-yerinden-oynatacaklar/
Okumaya devam et

Yayınevlerinde Stajyerlik – Neden Yayınevlerinde Staj Yaparız? Ne Umarız, Ne Buluruz?

Yayınevi çalışanlarına tanıdık gelecek bir diyalogla, stajyer alımı sırasında yaşanan o alışıldık diyalogun bir parodisiyle başlar staj:

–       Merhaba, yayınevinizde staj yapmak istiyorum.

–       Hayhay!

Yayınevi emekçilerinden, hakları en çok göz ardı edilen belki de meslek öğrenmek amacıyla yayınevlerine başvuran stajyerlerdir. Genellikle “gönüllülük” esasına dayanan bu staj çeşidinde staj yapan stajyer (bazen söylemesi, çoğu zaman yapması zor) yayınevindeki herhangi bir çalışan kadar iş yüküyle karşılaşıverir. “Angarya azaltıcısı” olarak görülmeleri boşuna değildir; yayınevinin iç işleyişi devam ederken küçük ama mühim işler stajyere verilir, stajyer de hevesle, yayıncılığın içinde olmanın ve belki de kitapları sevmenin hevesiyle ona verilen işi en iyi şekilde yapmaya çalışır, elinden gelenin en iyisini ona el vermeyen ellere verir. Ama ortada tuhaf bir durum vardır çünkü “çıraklık” anlamına gelen staj mefhumunda stajyer kendisine bir “usta” bulamaz; ustanın etrafında yapılacak işler, doldurulacak evraklar, hazırlanacak kitaplar vardır (“potansiyel usta”nın kafası –şayet kaldıysa- masasındaki iş yığınları arasında şöyle bir görünüp kaybolur). Usta-çırak ilişkisi kurulmaz ama öğretmen-öğrenci pozisyonları alınır derhal: şunu yap, bunları götür, son bir kez onu oku, kağıtları kaldır, kütüphaneyi düzenle, bana x’le ilgili bilgi edin, şu kitabı okuyup özet çıkar, kitapla ilgili bilgilendirici bir yazı yaz, yarın sabah masamda olsun, olsunlar… Okumaya devam et

KÜLTÜR ÜRETİMİNE SAHİP ÇIKMANIN YOLU İDEALİZMDEN DEĞİL MÜCADELEDEN GEÇİYOR

Biz yayınevi emekçileri bir dizi sorunla boğuşuyoruz. Düşük ücretler, uzun çalışma saatleri, freelance adı altında sigortasız çalışma, ücretsiz mesailerin dayatılması, iş güvencesinden yoksunluk, mesleki standartların ve meslek içi eğitimin yokluğu ya da keyfiliği, insan ve çalışan olarak temel haklarımızı hiçe sayan iş sözleşmeleri bunların başında yer alıyor. İlk bakışta, maruz kaldığımız sömürü politikaları, değişik sektörlerde, holding ve plazalarda çalışan ücretlilerin karşılaştığı sömürü politikalarından çok da farklı değilmiş gibi görünüyor.

Aslında gibisi fazla. Çünkü yakından bakınca ya da içinde yaşayınca da, sorunların büyük ölçüde örtüştüğünü saptamak hiç de zor değil.

Okumaya devam et

KADINLAR ARTIK “İDARE” ETMEYECEKLER, DÜNYAYI YERİNDEN OYNATACAKLAR!

Kadın olduğumuz için farklı muamele görmemiz, kadın oluşumuzun gözümüze sokularak hissettirilmesi çok yaygın, çok bildik. Bununla ilgili bir kurtarılmış bölge yok. Bedenimiz, ruhumuz, zihnimizle ilgili olarak ayrım görmediğimiz, yıpratıcı şeylere maruz kalmadığımız bir alan yok. Aileden başlayarak okul, iş yeri, sokak… Her yerde yaşıyoruz bunu, her yerde yaşatılıyor. İş yerlerinde bu sorunların şahikası yaşanıyor. Korkunç koşullarda, ürkütücü bir rekabet ve kariyerizm ortamında çalıştığımız iş yerlerinde elbette kadının ezilmesi çok daha kolay. Erk sahibi yine erkekler ya da erki elde etmek için erkek gibi davranan kadınlar. Bize laf düşmüyor, düşse de bizden rol çalınıyor; lafımız bizi yıldıran, bizi taciz eden, bizi yıpratan bir silaha dönüyor adamların elinde.
Okumaya devam et

YEK, işgalci Greif işçilerini ziyaret etti!

KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA! YA HEP BERABER YA HİÇ BİRİMİZ!

Yayınevi Emekçileri Kolektifi’nin kuruluşu üzerinden henüz çok az bir zaman geçti. Yayın sektöründe içerden ya da dışardan çalışan ve benzer sömürü politikalarına maruz kalan emekçiler olarak sesimizi duyurmaya, bir dayanışma ağı kurmaya, bir araya gelip sorunlarımızı tartışmaya ve örgütlenmeye başladık. Yola çıkarken emekten yana olduğumuzu, sektöre has sorunların tüm emek cephesini ilgilendiren sorunlardan bağımsız ele alınamayacağını, ortak mücadeleye ve dayanışmaya inandığımızı belirttik.

Okumaya devam et

YEK RÖPORTAJI- “İdealizm sömürüsüne karşıyız”- SabitFikir

http://www.sabitfikir.com/haber/yayinevi-emekcileri-kolektifi-idealizm-somurusune-karsiyiz

Yayınevlerinde çalışan, daha evvel çalışmış olan ya da dışarıdan yayınevlerine iş yapan birkaç yayınevi emekçisi, sektörün eksiklerini konuşmak, deneyimlerini paylaşmak için kurdu Yayınevi Emekçileri Kolektifi’ni (YEK). Yayınevi politikalarını iyileştirmeyi hedefleyen bu kolektifi, kolektifi kuranlarla konuştuk. İsimlerini yazmamızı istemediler çünkü onların cümleleriyle ifade edersek:

“Yayın sektörü küçük değilse bile belli bir sosyal çevrenin içinde şekilleniyor, bir ağ gibi, cemaat gibi işliyor biraz; her yerde olan patron dayanışması bu sektör için de geçerli. Yaşanan sıkıntıları isim vererek anlatmak, kimi zaman bu bağlamda sıkıntı yaratabilir, bir de buna çok gerek yok. Çünkü kimse örgütlenirken ya da bir dayanışma ağı oluştururken ismini ortaya koyması gerektiğini düşünmez.”

“Yayınevi patronları da ‘şirin’ değil” Okumaya devam et

YEK Röportajı – MİNE KÖSEM YAYINEVİ ÇALIŞANLARIYLA KONUŞTU – bianet.org

11 Ocak 2014 tarihli bu röportaja şuradan ulaşabilirsiniz: http://www.bianet.org/biamag/toplum/152707-kitap-sevgisiyle-basladik-kitap-okuyamiyoruz

MİNE KÖSEM YAYINEVİ ÇALIŞANLARIYLA KONUŞTU
“Kitap Sevgisiyle Başladık, Kitap Okuyamıyoruz”
Entelektüelize edilen, rekabet ve emek sömürüsünden muafmis gibi görünen yayinevlerinde çalışanların kurduğu Yayinevi Emekçileri Kolektifi’nden Sevgi, Ayşe ve Tayfun bianet’e anlattı.
Yayin sektöründe bir kitabin hazırlanış aşamasından basılıp dağıtılmasına ve satışına kadarki süreçte çalışan emekçiler bir araya gelerek Yayınevi Emekçileri Kolektifi’ni (YEK) kurdu.

Entelektüelize edilen, rekabet ve emek sömürüsünden muafmis gibi görünen yayinevlerinde çalışan bir editor ile beyaz yakalı plaza çalışanının ortak bir deneyimi paylaştıklarını söylemek mümkün. Sektörde yaşanan hak ihlallerini YEK’den kendi seçtikleri isimleriyle Ayşe, Tayfun ve Sevgi ile konuştuk.
Okumaya devam et

Abdurrahman Aydın’ın “Kul Hakkıdır, Ayıptır” Yazısı Üzerine ya da Bir Eleştiri Yazısı Nasıl Yazılmaz?

“Hata avcılığı”na düşmek, yani kaynak metni yorumlayıp oluşturan çevirmenin yanlışlarını, sözcük seçimlerini cımbızlayıp “gözlerine inanamamak” herhalde en çok okuduğumuz “çeviri eleştirisi” türünü oluşturmaktadır. Başkalarının hataları üzerine konuşmaksa zaten en sevdiğimiz konulardan biri. Fakat bir çeviri eleştirisinin amacı nedir? Hedef dildeki hataları bildirip bu sorunların nasıl ortadan kaldırılacağına dair yöntemler sunmak mı, yoksa yayınevi çalışanlarını ifşa edip onlara hak ettikleri dersi/cezayı vermek mi? İkinci duruma düşüldüğünde ne yazık ki ortaya sözcüklerle bulandırılmış bir haset çıkmakta, çeviri eleştirisinin yönü yazarının egosuyla başkalarını yermekten öteye gidememektedir. Yaptığı yorumların yerindeliği bile bu egonun gölgesi altında, başkalarından olan üstünlüğünü kanıtlama savaşında etkisini hızla kaybeder. Ortaya dökülen çeviri sorunları yerini bireylerin ayıplarına, işledikleri suçun büyüklüğünden dolayı duyulması gereken utanca bırakır. Okumaya devam et